New York Favorilerim & Çekiliş

Bildiğiniz gibi üniverstemin son senesini New York’ta okudum. Benim için çok özel bir yıldı. Bu şehrin (çok uzun süreli olmasada) eski bir yerlisi olarak, çok bilinen turistik mekanlardan uzaklaşarak kişisel favorilerimi sizinle paylaşmak istedim. Yolunuz büyük elmaya düşerse, bu liste sizin sağ kolunuz olsun. Buralara kadar geldiğiniz için de size en altta minik bir süprizim var, bakmayı ve katılmayı unutmayın!

TO DO

Greenwich&West Village’de yürüyüş: Benim bir sene yuvam olan minik stüdyom, Greenwich Village’de Washington Square Park’ın tam üstündeydi. Hem okula, hem sosyal hayatıma yakın olmasından dolayı benim için mükemmel lokasyondu. Size de kesinlikle Stumptown Coffee Roasters‘dan kahvenizi aldıktan sonra West Village’de yürüyüş yaparak Washington Square Park’a varmanızı, bir bankta oturarak sokak müzisyenlerini dinlemenizi öneririm.

Alışveriş için “Keşke Türkiye’ye gönderim yapsalar!” dediğim iki mağaza zinciri var.Birincisi eşsiz ev dekorasyon parçaları ve takılarıyla Anthropologie, ikincisi hem çok kaliteli hem de eskitilmiş bohem görünümlü kıyafetler yaratmayı başaran Free People.

İster düzenli spor yapan bir sincap olun, ister poposunu koltuktan kaldırmayan bir patates, New York’ta bir egzersiz dersine katılmazsanız bozuşuruz. Bu New Yorker’lar egzersizi bambaşka bir seviyeye taşımışlar. Kim olursanız olun kendinize uygun bir ders bulacaksınızdır. Benim favorim olan bir kaç stüdyo: su olmadan sörf yaptıran Surfset, dışarıdan çok basit görünen ama ertesi gün poponuzun üzerine otururken kendini farkettiren pilates+bale karışımı Barre3, harika bir enerji akımı yarattırarak tüm bedeninizi farketmenizi sağlayacak Circuit of Change ve herkesin ister ileri ister başlangıç seviyesi olarak gitmesini önerdiğim Yoga Vida.

Zarif topuklu ayakkabılarınızı, kalın kabanınızı giyin ve bir akşamınızı mutlaka David H. Koch Theathre‘da bir bale görmeye ayırın, kendinizi gerçek bir New York’lu gibi hissedin.

TO EAT

Kalorileri yaktığımıza göre biraz karnımızı doyurmaktan bahsedelim. Midesine düşkün bir lezzet avcısı olarak o kadar çok favorim varki listeyi kısaltmakta zorlandım. Hem herkesin çok bahsetmediği yerler seçmek istedim hem de kendime “hangilerine en en en çok gittin?” diye sorduğumda bu liste çıktı ortaya:

Little Prince: New York ve Paris’in bir çocuğu olsaydı…

Blustone Lane Collective Cafe: Sağlıklı brunch ve öğle yemeklerimin vazgeçilmez mekanı, Avustralya aksanlı garsonlar da pastanın üstündeki vişne…

Gottino: Ortaya az az herşeyden koy bir ziyafet çekelimin restoran hali, çok sıcak ve samimi bir ortam. Özellikle havanın çok serinlemediği sonbahar günleri arka bahçesi bir başka…

Antique Garage: New York’ta uzun süre kalacak Türkler için, burada serpme kahvaltı var Pazar günlerinin vazgeçilmezi…

Bobo: Hem samimi hem şık olmayı başarabilen West Village’ın kalbinde

Maison Premiere: Brooklyn’in incisi dediğim 1950’lerin Paris, New York ve New Orleans karışımını yaratan harika bir mekan, kokteyllerini denemeyi unutmayın!

Freeman’s: Bu kadar rahat, bu kadar “cool” ve bu kadar lezzetlisini zor bulursunuz. Lütfen Artichoke Dip’i yiyin, bana da snap atın, şuan ağzım sulanıyor…

Nourish Kitchen&Table: “Gerçek” malzemelerle müthiş lezzetler yapan miniminnacık bir restoran. Her hafta değişen menüsüyle hiç sıkılmadığım, evde yemek pişiremedğimde hayat kuratan yer. Paketlettirin ve yolunuza devam edin!

Dough: Hayatınızda yiyeceğiniz en iyi Donut. Başka sözüm yok. Gözünüzden yaş gelebilir.

Employees Only: En sevdiğim barlardan biri, düzgün tipler (20 cm topuklu göremezsiniz), güzel kokteyller.

TO SEE

Ve son olarak görmeniz gereken yerler için en sevdiğim müze; Frick Museum, Henry Frick’in harika koleksiyonunda Ingres’den Goya’ya, Fragnard’dan Vermeer’e bir çok klasik eser göreceksiniz. Benim için eşsiz ve her zaman ağzımı bir karış açık bıraktıran Grand Central’a gidin ve insanların acelesini büyük bir sakinlik içinde izleyin, bana ilaç gibi gelirdi. Son olarak şehir merkezinin biraz dışına çıkın ve Botanical Gardens‘a giderek beton duvarların arasından sonra cennete gibi hissedin.

Şimdi süprizimize gelelim! Bobbi Brown, üç büyük şehir: Paris, Londra ve New York’tan ilham alarak üç farklı palet yarattı. Paris’te 3 yıl, New York’ta 1 yıl, Londra’da ise 1 ay yaşamış ve sık sık ziyaret etmiş biri olarak iyice düşündüm kendimi en yakın hissettiğim şehrin New York olduğuna karar verdim. Sizin kalbinizden hangi şehir geçiyor?

Seçtiği şehri temsilen bir fotoğrafı Instagram’da #bobbibrown ve #citycollection hashtagleri ile paylaşan Instagram takipçilerim arasından 3 kişi seçerek 1 Paris, 1 Londra ve 1 New York paleti hediye edeceğiz. 12 Ekim Çarşamba saat 17.00’da çekiliş kapanacak. Hepinize bol şans!

bobbi.jpg

Advertisements

One Comment Add yours

  1. Ladymiaboz says:

    Harikaaa ❤

    Like

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s